L Lawliet

Normal bir insana "L Lawliet kimdir?" diye sorulduğunda muhtemelen şöyle bir cevap alırız:

"Death Note animesinde Kira'nın peşine düşen dahi dedektif. Dünyanın bir numaralı dedektifidir, aslında dünyanın iki ve üç numaralı en iyi dedektifleri de farklı kimliklerle yine kendisidir. Her türlü tatlı şeye bayılır, parmağını emer ve tuhaf, kendine özgü bir oturuşu vardır. Animeyi izleyen herkesi kendisine hayran bırakmayı başaran süper bir karakterdir."

Benim arkadaşlarımdan birine aynı soru sorulduğunda şöyle: 

"Defne adlı arkadaşımın aşık olduğu, taptığı, bayıldığı çok şeker ve dahi dedektif. Zekayı %40 oranında arttırdığına inandığı farklı bir oturma tarzı vardır. Sürekli şekerli şeyler yer ve arada parmağını emer. Mello ve Near bir numaralı varisleridir. Mello'nun ağabeyidir. Asistanı ünlü bir mucit olan ve L'in varislerinin yetiştirildiği Wammy's House isimli yetimhaneyi açan Watari'dir. Animede "L", "Hideki Ryuga" ve "Ryuzaki" isimleriyle bilinir. Gerçek adı animede hiç geçmez. Rem piçi tarafından öldürülür. Death Note'un filmlerinde Ken'ichi Matsuyama isimli taş adam tarafından canlandırılır."

Ve bana sorulduğunda ise:

"Pasaklılığı, "watashi wa L des" demesi, soruşturma ekibi ile tanışırken ayağıyla bacağını kaşıması, yüzünü göstermeden sesiyle insanı kendisine aşık etmesi, daha 2. bölümde Kira'yı -özür dilerim ama- göt etmesi, "shinigami" sözcüğüne duyunca yere düşüp shinigaminin kendisini görünce hiçbir anormal tepki göstermemesi, sosyal bir çevreden uzak büyümüş olup gerçek kişiliğini korumayı başarmış olması, insanların ne dediğine azıcık bile aldırmaması, ("i don't care what you call me, i'm still taking your cake") farklı olma cesaretini gösterip gereksiz yere risk almaması, tatlı bağımlılığı, sürekli yediği tatlıları öldürmesi, düşünürken saçlarının ve gözlerinin müthiş bir renk olan koyu mavi olması, tapılası derecede solgun ve beyaz cildi, soğuk kanlılığı, sadece ayak masajı yapmak konusunda başarılı olduğunu söylemesine rağmen mükemmel bir şekilde tenis oynamasıyla helikopter kullanabilmesi, "aklığını çalıştırdığın sürece tatlı şeyler yesen bile kilo almazsın" sözüyle o cırtlak sesli, makyaj güzeli salak Misa'ya lafı oturtması, sevimli ayakları, zekayı %40 arttırdığını düşündüğü oturuş şekli, emdiği parmağı (youtube'da "parmağını emmesinin nedeni dünyanın en tatlı şeyi" olması diye ayakta alkışladığım bir yorum okumuştum), "Ben... Sapık?" lafı, meşhur "göze göz" lafı, Light'ın suratına tekmeyi geçirişi, kanıtlar üzerinden gitmektense şüphelilerin üzerinde durup onlara yaklaştığı benim en doğru tarz olduğuna inandığım süper dedektiflik tarzı, tüm Wammy's House çocukları gibi süper olan saç kesimi, gerçek olması biyolojik bakımdan imkansız olması, (iyi ki de öyle, yoksa bir kız kapardı onu ve bende kıskançlıktan kendimi biçerdim) Light'ın Misa ve iki shinigamiye rağmen onu yenememesi, bir yılı aşkın süre boyunca fantastik bir şeye karşı sadece aklıyla savaşmış olması, beş kişilik soruşturma ekibini Watari ile beraber işe yaramaz yapmaları, sanki kendisi de o yaşta değilmiş gibi "17 yaşında, normaldir" demesi, telefonu ve çay fincanlarını baş ve işaret parmaklarıyla tutuşu, (bakınız -arkadaşım Yağmur'un deyimiyle-: bir erkeğin nasıl "gay" denilmeden zarif olabileceğini göstermesi) yazarının söylediğine göre 1/4 Rus, 1/4 İngiliz, 1/4 İtalyan, 1/4 japon oluşu, tapılası, kocaman ve gri bir hareyle çevrili (sadece anime karakterlerinin sahip olabileceği) gözleri, insanda kendini tatlıya verip onun gibi oturma isteği uyandırması, hayatım boyunca başına bir şey gelince ağladığım tek karakter olması,Kira'nın ölmeden önce gördüğü hayaleti, onun çeyreği kadar (ki bu L söz konusu olunca devasa bir miktar oluyor) muhteşem olan varisleri, zaman zaman çan sesleri duyması, Light'a ayak masajı yapıp onun Kira olmasını istemesine rağmen (bu da gayet doğal bir istek) onu hep en iyi ve tek arkadaşı olarak görmesi, dünyanın bir numaralı dedektifi ve en zeki, en muhteşem insanı olmasına rağmen -Near'ın aksine- bir kere bile kendini beğenmişlik etmemesi, Kira'yı yakalamak için herşeyi ve her türlü masrafı yapabilmeyi göze almış olup kendisine bile feda edebilecek kadar azimli oluşu, kendine olan fazlasıyla haklı güveni, çocuklarla iyi olan arası, Wammy's House: Rewrite'ta çocuklara söylediği -muhtemelen oraya zorla getirilmiş, (gerçi kim onu zorla getirebilir, bilmiyorum) bir köşede çikolata yiyen Mello ve davaları hariç hiçbir şeyi takmayan Near'ın bile dikkatini çekmeyi başaran- zekice ve felsefi sözleri ile kalbime taht kuran,  muhteşem ve dahi Death Note karakteri. (bir an cümleyi hiç bitirmeyeceğimi düşündünüz değil mi?)" yanıtını alırsınız.

Bu yazıdan çıkarılacak ders: Siz siz olun, Defne'ye asla "L Lawliet kimdir?" sorusunu sormayın! Galiba ben bu karaktere gerçekten aşık oldum.

Defne

Not: Galiba az önce Victor Hugo'nun dünyanın en uzun cümlesini yazma rekorunu kırdım. Gerçi o 800 kelimelik bir cümle yazmıştı. ("Sefiller" kitabında) Benim cümlemde o kadar kelime var mı bilmiyorum. Hiç de sayamam şimdi. (o kadar tembelim ki belki de dünyanın en uzun cümlesini yazdım fakat saymadığım için bilmiyorum bile)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !